Bir Milletin Küllerinden Doğuşu: 30 Ağustos ve Kocatepe’deki O Efsanevi Anın Hikayesi
Yüzyıllardır süren geri çekilmenin son bulduğu, bir milletin varoluş mücadelesinin zirveye taşındığı o büyük günün üzerinden tam bir asır geçti. 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi, sadece askeri bir zafer değil, haritaları masaya yatırıp Anadolu’yu parselleyenlere karşı verilmiş en net cevaptı. Ne Mustafa Kemal’in gözlerindeki o sönmez ışığı biliyorlardı ne de Türk ordusunun imkansızı başaran cesaretini.
Kurtuluş Savaşı’nın en çetin günlerinde, 19 Mayıs’ta Samsun’da yakılan ateş kor halini almışsa da, İzmir ve Bursa başta olmak üzere vatan toprağının önemli bir kısmı hala işgal altındaydı. İngiliz ve Fransız desteğini arkasına alan Yunan ordusu, Türk direnişini tamamen kırmak için Ankara Polatlı’ya kadar dayanmış, Meclis’in taşınması dahi tartışılır hale gelmişti. İşte o karanlık günlerde, bir milletin kaderini değiştirecek stratejik hamleler, büyük bir gizlilik ve dahi bir zeka ile örülmeye başlandı.
Büyük Hazırlık ve “Sır” Dolu Günler
Tarih 20 Temmuz 1922’yi gösterdiğinde, Mustafa Kemal Paşa’ya dördüncü kez Başkomutanlık yetkisi verildi. Ancak bu kez farklıydı; hazırlıklar büyük bir gizlilik içinde yürütülüyordu. Başkomutan’ın önünde iki temel hedef vardı: Birincisi, tükenme noktasına gelen cephane ve malzemeyi toparlamak; ikincisi ise taarruz için gerekli asker sayısına ulaşmaktı.
Mustafa Kemal, 20 Ağustos’ta Ankara’dan ayrılarak gizlice Akşehir’deki Batı Cephesi Karargahı’na ulaştı. Burada, savaşın kaderini belirleyecek olan komuta kademesiyle; Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa, 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa ve Süvari Kolordu Komutanı Fahrettin Paşa ile tarihi bir buluşma gerçekleştirdi.
Pek çok komutan, Yunan ordusunun en güçlü tahkimatının bulunduğu Afyon üzerinden bir taarruza mesafeli dursa da, Başkomutan’ın inancı tamdı. Düşman, en beklemediği yerden, en güçlü olduğunu sandığı noktadan vurulacaktı.
Tarih Sahnesinde 26 Ağustos’un Sırrı
Büyük Taarruz için seçilen tarih asla bir tesadüf değildi. Mustafa Kemal, tarih bilinciyle hareket eden bir lider olarak, Türklerin Anadolu’nun kapılarını açtığı Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümünü, 26 Ağustos’u işaret etmişti. 1071’de Alparslan’ın açtığı kapı, 1922’de Mustafa Kemal tarafından sonsuza dek mühürlenecekti.
Türk ordusu 207 bin, Yunan ordusu ise yaklaşık 225 bin askerden oluşuyordu. Düşman, silah, teçhizat ve özellikle hava desteği konusunda bariz bir üstünlüğe sahipti. İngiliz kurmayları, Yunanların hazırladığı savunma hatlarının “Türkler tarafından 6 ayda bile geçilemeyeceğini” iddia ediyordu. Ancak Türk ordusu, o “geçilemez” denilen engelleri ve tel örgüleri 26 Ağustos sabahı başlayan süngü hücumlarıyla sadece birkaç gün içinde yerle bir etti.
Zaferin Mimarları: Paşalar Geçidi
Bu destansı zafer, sadece bir askeri harekat değil, aynı zamanda bir “kurmaylar savaşı”ydı. Sahada her biri birer kahraman olan komutanlar, stratejinin kusursuz işlemesini sağladı:
-
İsmet İnönü: Batı Cephesi Komutanı olarak sahadaydı. Zaferden sonra da üniformasını çıkarıp diplomatik masada Mudanya Ateşkesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni temsil ederek savaşı masada da kazandı.
-
Fevzi Çakmak: Büyük Taarruz planının mimarıydı. Cephede Mustafa Kemal ve İsmet Paşa ile omuz omuza harekatı yönetti. 30 Ağustos zaferinin ardından Mustafa Kemal’in tavsiyesiyle Mareşallik rütbesine yükseldi.
-
Nurettin Paşa ve Yakup Şevki Paşa: 1. ve 2. Ordu komutanları olarak düşmanın yurttan atılmasında kritik roller üstlendiler. Özellikle Yakup Şevki Paşa, Harp Akademisi’nde hocalık yapmış, “mağlubiyet” kelimesini lügatından silmiş disiplinli bir askerdi.
-
Fahrettin Altay: Süvari Kolordusu’nun başında, kaçan düşmanı İzmir’e kadar kovalayan, 9 Eylül’de İzmir’e ilk giren birliklerin komutanıydı.
“Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz’dir!”
30 Ağustos’ta Dumlupınar’da düşman kuvvetleri çembere alınıp imha edildikten sonra, Yunan ordusu panik halinde kaçmaya başladı. Kaçarken geçtikleri her yeri yakıp yıkan düşmana nefes aldırmamak gerekiyordu. Ordu yorgun, asker bitkindi. Hatta Kazım Karabekir Paşa gibi bazı isimler eldekini kaybetmemek adına daha ileri gidilmemesi gerektiğini düşünüyordu. Ancak Mustafa Kemal’in vizyonu netti: “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”
Bu emirle birlikte başlayan takip harekatı, 9 Eylül’de Türk süvarilerinin İzmir kordonuna ulaşmasıyla taçlandı.
Kocatepe’deki O Sembol Fotoğrafın Hikayesi
Büyük Taarruz denilince akla gelen ilk imge, şüphesiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Kocatepe’de kayalıklar üzerinde düşünceli bir şekilde yürüdüğü o siyah beyaz fotoğraf karesidir. O kare, sadece bir anı değil, bir ulusun kaderinin yeniden yazıldığı anın belgesidir.
Fotoğrafı çeken isim, Kurtuluş Savaşı boyunca ordunun resmi fotoğrafçılığını yapan Ethem Hamdi Tem’dir. Ethem Bey, o sabahı ve o fotoğrafın hikayesini yıllar sonra tüyler ürperten detaylarla anlatmıştır.
Yunan Orduları Başkomutanı Hacı Anesti, savaştan önce cepheyi gezdikten sonra gazetecilerin “Mustafa Kemal’i gördünüz mü?” sorusuna küçümseyici bir tavırla, “Hayır, öyle bir komutanla karşılaşmadım” cevabını vermişti.
İşte 26 Ağustos sabahı, şafak sökmeden Kocatepe’de, Mustafa Kemal kayalıkların arasında tek başına, bir eli çenesinde düşünceli bir şekilde dolaşırken dudaklarından şu cümleler dökülüyordu: “Hadi bakalım Hacı Anesti! Gel de ordularını kurtar şimdi!”
Ethem Hamdi Tem, o anları şöyle tasvir eder: “Gecenin karanlığında dağlarda tek tek ateşler yanıyordu. Paşa, sarışın bir kurda benziyordu, mavi gözleri çakmak çakmaktı. Uçurumun kenarına kadar yürüdü. Bıraksalar, o ince uzun bacakları üzerinde yaylanıp Kocatepe’den Afyon ovasına bir yıldız gibi kayacaktı.”
Bu tasvir, Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı’na da ilham kaynağı olmuştur. Ethem Hamdi Tem, o tarihi deklanşöre bastığında, bir milletin kurtuluş abidesini ölümsüzleştirdiğinin farkındaydı. O fotoğrafın altına şu notu düşmüştü: “Hiçbir milletin bu kadar güzel bir kurtuluş abidesi yoktur.”
Atatürk, o kayalıkların üzerinde sadece savaş planlarını değil, küllerinden doğacak modern Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini de düşünüyordu. 30 Ağustos, imkansızın mümkün kılındığı, “bitti” denilen bir milletin “yeni başlıyoruz” dediği gündür.
Anahtar Kelimeler: 30 Ağustos Zafer Bayramı, Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Mustafa Kemal Atatürk, Kocatepe Atatürk fotoğrafı, Ethem Hamdi Tem, Kurtuluş Savaşı tarihi, Fevzi Çakmak, İsmet İnönü, Fahrettin Altay, Türk Yunan savaşı, Afyon Kocatepe, Dumlupınar Zaferi, İzmirin Kurtuluşu, Nazım Hikmet Kuvayi Milliye Destanı




