Büyük Taarruz’un Gölgesinde Yazılan Destan: 26 Ağustos’tan 9 Eylül’e Türk Milletinin Dirilişi
24 Ağustos 1922 Perşembe akşamı… Anadolu’nun kaderini değiştirecek büyük yürüyüş başlamadan hemen önce, Afyonkarahisar ile Kütahya arasındaki Ahır Dağı silsilesinde tarihin akışını değiştirecek bir sessizlik hâkimdi. Fahrettin Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu’na bağlı üç tümenin askerleri ve atları, sarp ve geçit vermez kabul edilen bu dağlık hatta aralıklı şekilde sıralanmıştı. Yunan Başkomutanı Hacı Anestis’in “doğal engel” diyerek savunmasız bıraktığı bu bölge, Türk ordusu için kader kapısına dönüşecekti.
Bu kapıyı aralayan ise tarihe adı büyük harflerle yazılmayan ama verdiği bilgiyle savaşın seyrini değiştiren Haydar Ağa oldu. Toklu Sivrisi ile Darı Deresi arasında Yunanlıların savunma tedbiri almadığını ortaya koyan keşif, Türk süvarilerine düşmanın arkasına sızma imkânı verdi. 25 Ağustos’ta başlatılan harekât, yalnızca askeri bir manevra değil, milletin kaderine vurulacak son darbenin başlangıcıydı.
Meclisten Cepheye Uzanan Kararlılık
Bu büyük harekâtın arkasında yalnızca süngü ve kılıç değil, Ankara’da yanan bir irade vardı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı boyunca yalnızca yasama organı değil, aynı zamanda milli direnişin karargâhıydı. İnönü Zaferleri’nin ardından Kütahya-Eskişehir muharebeleriyle ordunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesi, Meclis’te sert tartışmalara yol açmıştı. Ankara’nın boşaltılması, Kuvay-i Milliye’ye geri dönülmesi gibi fikirler havada uçuşurken, milletin kaderini belirleyecek karar alındı.
Mustafa Kemal Atatürk, Meclis’in yetkileriyle donatılarak Başkomutanlığa getirildi. Ardından yayımlanan Tekâlif-i Milliye Emirleri ile Anadolu’nun elinde avucunda ne varsa orduya aktı. Bu emirler, kağıt üzerinde bir talimat değil; topyekûn bir millet seferberliğiydi. Sakarya Meydan Muharebesi’nde 22 gün 22 gece süren çetin savunma, yalnızca cephede değil, diplomasi masasında da sonuç verdi. İtalya Anadolu’dan çekildi, Fransa Misak-ı Milli’yi tanıdı, doğu cephesi kapandı.
Ancak zaferin bedeli ağırdı. Mühimmat tükenmiş, zayiat artmıştı. Meclis’ten “derhal taarruz” baskıları yükselirken, Mustafa Kemal Paşa tarihe geçecek o cümleyi kurdu:
“Yarım hazırlıkla, yarım önlemle yapılacak hücum, hiç hücum etmemekten daha kötüdür.”
Ordunun Yeniden Doğuşu
Sakarya’dan Büyük Taarruz’a uzanan yaklaşık 10 aylık süreç, Türk ordusunun adeta yeniden inşa edildiği bir dönem oldu. Sovyet Rusya’dan, Hint Müslümanlarından gelen yardımlar; Antalya ve İskenderun üzerinden sağlanan ikmal; Ankara ve Konya’daki imalathanelerde üretilen silahlar… Kastamonu-İnebolu hattında kağnılarla taşınan cephane, milletin sabrının ve inancının simgesiydi.
11 Ekim 1921’de 99 bin personeli bulunan Türk ordusu, 30 Temmuz 1922’ye gelindiğinde hem sayı hem ateş gücü bakımından iki katına yaklaşmıştı. Buna rağmen Yunan ordusu hâlâ kâğıt üzerinde üstündü. Farkı yaratacak olan, plan ve sürprizdi.
Taarruz planı Fevzi Çakmak tarafından hazırlandı. “SAT Planı” adı verilen bu gizli plan, Sandıklı’da toplanan kuvvetlerin ani bir yarma harekâtıyla düşmanı kuşatmasını öngörüyordu. 1. Ordu Nurettin Paşa, 2. Ordu Yakup Şevki Paşa, 5. Süvari Kolordusu ise Fahrettin Paşa komutasındaydı. Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü, 6 Ağustos’ta gizli taarruz emirlerini iletti.
26 Ağustos Sabahı: Kocatepe’den Doğan Şafak
26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30… Kocatepe’den yükselen topçu ateşiyle Büyük Taarruz başladı. Aynı saatlerde Fahrettin Paşa’nın süvarileri Ahır Dağı’nı aşmış, Yunan hatlarının 20 kilometre gerisine sızmıştı. Yunan komuta kademesi ise Afyon’da düzenlenen bir baloda yaklaşan felaketten habersizdi.
27 Ağustos’ta Afyon-İzmir demiryolunun kesilmesiyle Yunan ordusunun ikmal ve iletişim hatları çöktü. Bu kritik noktada İzmirli genç subay Yıldırım Kemal’in fedakârlığı tarihe kazındı. Şehit düşmesine rağmen istasyonun ele geçirilmesi, savaşın kader anlarından biri oldu.
28 ve 29 Ağustos’ta süvari birlikleri, Yunan kuvvetlerinin birleşmesini önleyerek Trikopis ve Franko gruplarını ayrı ayrı kuşattı. 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da gerçekleşen meydan muharebesi, yalnızca bir askeri zafer değil, işgalin sonu oldu. Beş Yunan tümeni imha edildi, kalanlar panik içinde kaçtı.
Mustafa Kemal Paşa’nın cephede bizzat yönettiği bu muharebe, İsmet Paşa tarafından “Başkomutanlık Savaşı” olarak adlandırıldı. 1 Eylül’de verilen o tarihi emir ise artık geri dönüşü olmayan yolu işaret ediyordu:
“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”
İzmir’e Giren Süvariler ve Savaş Ahlakı
-
Süvari Kolordusu 5 Eylül’de Salihli’ye, 9 Eylül’de İzmir’e ulaştı. Yüzbaşı Şerafettin Bey komutasındaki süvariler, saat 11.00 sularında İzmir Hükümet Konağı’na Türk bayrağını çekti. Yaralanmasına rağmen yürüyüşünü sürdüren bu birlikler, dünya harp tarihine geçen bir disiplin örneği sergiledi.
Mustafa Kemal Paşa’nın İzmir’e girişinde yere serilmiş Yunan bayrağını kaldırtması ise zaferin yalnızca askeri değil, ahlaki bir üstünlük olduğunu tüm dünyaya gösterdi.
Zaferin Ardından: Diplomasi ve Devlet
18 Eylül 1922’de son Yunan askerinin Anadolu’yu terk etmesiyle askeri mücadele sona erdi. Ardından Mudanya Mütarekesi imzalandı, Lozan süreci başladı. Büyük Taarruz’la kazanılan askeri zafer, diplomatik ve siyasi bir zaferle taçlandı.
1071’de Anadolu’nun kapıları Türklere açılmıştı; 1922’de ise Büyük Taarruz’la bu kapılar ebediyen mühürlendi. Bu toprakların Türk yurdu olduğu, kanla yazılmış bir destanla tüm dünyaya ilan edildi. O destan, adını tarihe yazdıran komutanlar kadar, isimsiz kahramanların fedakârlıklarıyla vücut buldu ve bir milletin yeniden doğuşunu mümkün kıldı.
Etiketler:
Büyük Taarruz,26 Ağustos 1922,30 Ağustos Zaferi,Dumlupınar Meydan Muharebesi,Kurtuluş Savaşı,Mustafa Kemal Atatürk,Fahrettin Paşa,İsmet İnönü,Fevzi Çakmak,5 Süvari Kolordusu,TBMM,Tekalifi Milliye,Sakarya Meydan Muharebesi,İzmirin Kurtuluşu,Misak-ı Milli,Mudanya Mütarekesi,Lozan Süreci,Anadolu Hareketi,Ulusal Mücadele,Türk Tarihi




