IDEF 2025: Türkiye’nin Savunma Sanayi Gücünü Dünyaya Sergilediği Muhteşem Açılış
İstanbul, 2025 – Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı (IDEF) 2025, büyük bir coşkuyla başladı. İstanbul Fuar Merkezi, Ataköy Marina ve Atatürk Havalimanı’nın ev sahipliği yaptığı etkinlik, yerli ve milli savunma teknolojilerinin göz kamaştıran bir vitrini haline geldi. 103 ülke ve uluslararası kuruluştan katılımın olduğu fuarda, 1400’den fazla firma bir araya gelerek savunma sanayinin geleceğini şekillendirecek anlaşmalara imza atmaya hazırlanıyor. Açılış töreninde, Türk Savunma Sanayii’nin geliştirdiği hava araçları Atatürk Havalimanı semalarında katılımcıları selamlayarak görkemli bir gösteriye imza attı. Bu etkinlik, Türkiye’nin savunma alanındaki bağımsızlığını ve teknolojik üstünlüğünü simgeleyen bir dönüm noktası olarak tarihe geçti.
Fuarın açılışı, havada, karada ve denizde sergilenen yerli ve milli silah sistemleriyle renklendi. Katılımcılar, Türkiye’nin savunma sanayindeki son yeniliklerini yakından inceleme fırsatı buldu. Özellikle TUSAŞ’ın 10 ton sınıfı helikopteri ilk kez sergilenirken, helikopterin adını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklayacağı belirtildi. Bayraktar Diha’nın ilk kez gösteri yapacağı fuarda, Çelik Kubbe’nin bugüne kadar üretilen tüm ürünleri bir arada görülebilecek. Ekranlara yansıyan yerli silahlar arasında, gemi savar füzesinin kara versiyonu olan Kara Atmaca sistemi öne çıktı. Bu sistem, taktik tekerlekli araçlarla birlikte görev alırken, yüksek infilaklı harp başlığına sahip seyir füzesi uzun menziliyle muharebe sahasında oyun değiştirici bir rol üstleniyor. Karıştırmaya karşı dayanıklı yapısıyla sahada güvenli ve etkin çözüm sunan Kara Atmaca, Türk savunma sanayisinin kara platformlarındaki gücünü bir kez daha kanıtlıyor.
Gösteriler sırasında, Ret 6 yeni ürünüyle dikkat çekti. Yüksek hızı sayesinde hava savunma sistemlerinden etkilenmeden hedefini nokta atışıyla vuran Tayfun füzesi, yüksek infilak gücü ve parçacık etkili harp başlığıyla stratejik derinlikteki tehditleri yok ediyor. Kısa hazırlık süresi, mobil atış yeteneği ve elektronik harp dayanımıyla fark yaratan Tayfun, her hava koşulunda gece gündüz görev yapabilen tam anlamıyla caydırıcı bir güç olarak tanımlanıyor. Gökyüzüne yükselen bu görkemli anlar, bir milletin kendi kanatlarıyla geleceğe doğru kararlı adımının simgesi olarak yorumlandı. Türkiye’nin havacılıktaki üç gurur kaynağı birlikte sahnedeydi: Gökbey, Atak ve T70 helikopterleri.
Türkiye’nin ilk yerli ve milli genel maksat helikopteri Gökbey, TUSAŞ’ın özgün mühendislik kabiliyetiyle tasarlandı. Yüksek irtifa ve sıcaklıkta üstün performans sergileyen Gökbey, sivil ve askeri görevlerde ülkemizin hava gücüne bağımsız bir kanat kazandırıyor. Türk Hava Kuvvetleri’nin sahadaki en caydırıcı gücü Atak taarruz helikopteri ise yüksek manevra kabiliyeti, gece ve gündüz görev yapabilme yeteneği ve ileri seviye silah sistemleriyle sadece bir hava aracı değil, tam anlamıyla bir görev ortağı olarak öne çıkıyor. Çok yönlülüğüyle barışta ve operasyonda her türlü ihtiyaca cevap verebilen T70 Genel Maksat Helikopteri ise mühendislik harikası bir platform. Arama kurtarma, personel taşıma ve lojistik destek gibi kritik görevleri başarıyla yerine getiren T70, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücüne güç katıyor.
Fuarın gurur tablosu, savunma sanayindeki gelişmeleri ve ürünleri hep birlikte heyecanla izletirken, bu tablonun oluşmasında başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere emeği geçen tüm şirketlere, mühendislere, teknisyenlere ve çalışanlara şükranlar sunuldu. Statik sergi alanında, izlenen uçuşlara ek olarak takip eden günlerde öğleden önce ve öğleden sonra uçuş gösterileri devam edecek. TUSAŞ ve Baykar şirketleri, uçaklarını ve insansız hava araçlarını ziyaretçilere tanıtarak kabiliyetlerini sergileyecek. Ataköy Marina’da insansız deniz araçları ve gemiler ziyaret edilebilecek. 6 gün boyunca İstanbul Fuar Merkezi’nde 11 ayrı tematik salonda ve IDEF terminalde toplam 1400’den fazla firmanın standları gezilerek ürünler incelenebilecek.
Savunma sanayi uzmanları, ordunun sahada üstün kılınması için dünyadaki tüm sıcak çatışmaları yakından takip ediyor. Rusya-Ukrayna, Pakistan-Hindistan ve İran-İsrail gibi farklı coğrafyalardaki savaş konseptleri analiz edilerek geleceğin teknolojileri geliştiriliyor. Bu strateji sayesinde Türkiye, elektronik harp alanında dünyanın ilk beş ülkesinden biri konumuna yükseldi. ASELSAN elektronik harp alanında, Roketsan ise mühimmatlarda dünyaya öncülük ediyor. Türkiye’nin savunma sanayindeki gücü, yüzlerce firmanın omuz omuza çalıştığı büyük milli projelerle yükseliyor. Bu projelerin zirvesinde milli muharip uçağı Kaan yer alıyor. TUSAŞ’a ilk 6 Kaan prototipinin siparişi verilmiş ve üretilecek ilk 20 uçak için planlamalar yapılmış. Bu dev projede yaklaşık 600 yerli firma görev alıyor.
Bir diğer stratejik proje olan yüksek irtifa hava savunma sistemi Siper için 750’den fazla firma güç birliği yapıyor. Bu büyük endüstriyel ekosistem, milli teknoloji hamlesinin temelini oluşturuyor. Türk Savunma Sanayi, 3500’ün üzerinde firmadan oluşan geniş bir yapıya sahip. Bu yapının önemli bir bölümünü KOBİ’ler oluşturuyor. Küresel savunma sanayi hedeflerini desteklemek amacıyla KOBİ’lere uygun imkanlarla kredi sağlayan yatırım ve geliştirme programları bulunuyor. Geçen yıl bu programlar kapsamında 25 firmaya yaklaşık 25 milyon dolarlık destek sağlanmış.
Türkiye’nin savunma sanayindeki teknolojik üstünlüğü somut verilerle kanıtlanıyor. 2018 yılından bu yana silahlı insansız hava araçları dünya pazarının %65’i Türkiye’ye ait. Bu oran, ülkemizin bu kritik alandaki küresel liderliğini açıkça ortaya koyuyor. Önümüzdeki yıl Ankara’da gerçekleştirilecek NATO liderler zirvesi, Türk Savunma Sanayi için önemli bir fırsat sunacak. Zirve kapsamında düzenlenecek savunma sanayi forumuyla şirketlerimizin NATO üyesi ülkelerin alımlarına ve ihalelerine yönelik farkındalığının artırılması hedefleniyor. Amaç, firmalarımızın bu platformlarda daha fazla sorumluluk almasını sağlamak.
IDEF her geçen yıl daha fazla ülkenin ilgisini çekiyor. Geçtiğimiz yıl 54 olan katılımcı ülke sayısı bu sene 96 ülkeye yükselmiş. Bu fuar, hem kendi ihtiyaçların karşılanacağı hem de dost ülkelerle yeni anlaşmalar yapılarak sürdürülebilir ilişkiler kurulacak önemli bir etkinlik olarak değerlendiriliyor. Birleşmiş Milletler Konvansiyonel Silah Kaydı raporuna göre, Türkiye’nin savunma sanayi ihracatındaki yükseliş ivmesi sürüyor. Rapora göre 2024 yılında 10 farklı ülkeye toplam 627 adet zırhlı araç teslimatı gerçekleştirilmiş. Bu sayı, 2023 yılında teslim edilen 501 adete kıyasla yaklaşık %27’lik bir artışı temsil ediyor. Bu başarı, Türkiye’nin özellikle mayına karşı korumalı araç tedariğindeki küresel etkinliğini ortaya koyuyor.
Türkiye savunma sanayindeki gücünü denizlerde de kanıtlıyor. An itibariyle 34 farklı savaş gemisinin inşası eş zamanlı olarak sürdürülüyor. Bu büyük başarı, Türkiye’yi dünyanın aynı anda en fazla donanma gemisi inşa eden üç ülkeden biri konumuna getirmiş. Bu kabiliyet, ülkemizin değişen teknolojiye uygun yerli ve milli sistemler üreterek gücüne güç kattığının en net göstergesi. Tersanelerde donanma için kritik öneme sahip projeler hız kesmeden devam ediyor.
Savunma sanayimizin yükselen her adımında, karanlığa karşı yakılan her teknolojik meşalede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vizyonu, inancı ve imzası var. Bu başarı hikayesi, bir milletin kaderini kendi elleriyle yazmasının adı. Açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, saygıdeğer bakanlar, hükümet ve kurum temsilcileri, savunma sanayi sektörünün kıymetli mensupları ve değerli misafirleri en kalbi duygularla selamladı. IDEF 2025’in açılış merasiminde beraber olmaktan büyük memnuniyet ve heyecan duyduğunu ifade etti.
Türkiye’nin yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinden fuarı teşrif eden misafirlere, kültür, medeniyet ve teknolojinin buluştuğu İstanbul’a hoş geldiniz diyen Erdoğan, fuar kapsamında yapılacak görüşmelerin, anlaşmaların ve ortaklıkların ülkeler, firmalar ve sektörler için hayırlara vesile olmasını diledi. Küresel bir marka haline gelen organizasyonu başarıyla organize eden Milli Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayi Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’nı tebrik etti. İleri teknolojiye sahip savunma ürünleriyle fuarda boy gösteren firmalara teşekkür eden Erdoğan, dünyanın en büyük ve en etkili ilk üç fuarından biri olan IDEF’in bu yıl 17.’sini düzenlediklerini belirtti.
Bugün burada sadece Türk savunma sanayinin gelişimine değil, bir milletin bağımsızlık yürüyüşüne şahitlik edildiğini vurgulayan Erdoğan, kendi gök kubbesinde kendi kanatlarıyla yükselen bir ülkenin hikayesini gördüklerini söyledi. Fuarın ilgisinin her geçen yıl artmasından kıvanç duyduklarını ifade etti. Bu yılki organizasyonda 99 ülke ve uluslararası kuruluştan 219 heyeti temsilen 937 heyet üyesini misafir etmenin bahtiyarlığını yaşadıklarını belirtti. 1000’e yakın yerli ve 400’ün üzerinde yabancı firma, kara, hava, deniz, uzay ve siber güvenlik alanlarında geliştirdikleri ürünleri 6 gün boyunca sergileme imkanı bulacak. Pazar gününe kadar 120.000 aşkın profesyonel ziyaretçinin fuara katılımı bekleniyor.
Bu değerli buluşmayı salt ticari bir faaliyet olarak görmediklerini belirten Erdoğan, asıl meselenin kazan-kazan temelinde uzun vadeli ortaklıklar tesis etmek olduğunu vurguladı. Mesele ticaretle birlikte kalıcı işbirlikleri geliştirmek olduğunu söyledi. Türkiye olarak buna hazır olduklarını ve çok yönlü işbirliklerine açık olduklarını ifade etti. IDEF 2025’te ürün ve ekipmanlarıyla yer alan firmalara başarılar dileyen Erdoğan, misafir heyetlere şükranlarını iletti. Savunma alanı başta olmak üzere fuarın sektör ve firmalar arasındaki ilişkilere önemli katkılar yapmasını, yeni işbirliklerine kapı aralamasını, dostluk ve kardeşliği güçlendirmesini temenni etti.
Güç dengelerinin yeniden belirlendiği, küresel ağırlık merkezlerinin yer değiştirdiği, uluslararası rekabetin kızıştığı bir süreçten geçildiğini altını çizerek ifade eden Erdoğan, her gün yeni bir krize uyanıldığını, yarın ne olacağını kimsenin bilmediğini söyledi. Cihan Harbi sonrası kurulan kural temelli uluslararası sistemin yerini “kimin gücü kime yeterse” diyeceğimiz yeni bir düzen aldığını belirtti. Haklının güçlü olduğu değil, güçlünün haklı olduğu bir anlayışın hızla kanıksandığını vurguladı. Haklının hakkını arayacağı uluslararası mekanizmaların görevini icra edemediğini söyledi.
Türkiye’nin coğrafi konumu ve tarihi, beşeri, kültürel bağları itibariyle bu yeni statükonun etkilerini en çok hisseden ülkelerden biri olduğunu belirten Erdoğan, Gazze’de 22 aydır katmerlenerek devam eden soykırımın, İsrail’in coğrafyayı istikrarsızlaştırmaya dönük saldırılarının, Rusya ile Ukrayna arasında 3,5 yılı geride bırakan savaşın, Güney Asya’dan Kuzey Afrika’ya, Balkanlardan Güney Kafkasya’ya kadar geniş bir bölgede nükseden sıcak gerilimlerin tamamının Türkiye’yi ilgilendirdiğini ve tedbir almayı gerektirdiğini ifade etti. Etrafın ateş çemberiyle kuşatıldığını hamaset olsun diye söylemediklerini, aksine her gün yaşanan bir gerçeği ifade ettiklerini söyledi.
Gazze’de insani yardım malzemesi girişine izin verilmediği için açlıktan bir deri bir kemik kalmış çocukların derdinin Türkiye’nin derdi olduğunu açık ve net söyleyen Erdoğan, 13,5 yıllık zulmün ardından 8 Aralık devrimiyle umutların yeniden yeşerdiği Suriye’ye yönelik saldırıların sorunları olduğunu belirtti. Karadeniz’in güvenliğini tehlikeye atan sıcak çatışmaların büyük bir endişe kaynağı olduğunu ifade etti. Libya’dan Sudan’a, Pakistan’dan Afganistan’a nerede bir sıkıntı, çatışma, istikrarsızlık varsa tamamının dikkatle takip edilmesi gereken hassas konular olduğunu söyledi.
Türk dış politikasının barış, adalet, uluslararası hukuk, egemenliğe saygı, hakkaniyet ve dayanışma üzerine kurulduğunu belirten Erdoğan, nüfus peşinde olmadıklarını, tahakküm peşinde olmadıklarını, kimsenin iç işlerine karışmak niyetinde olmadıklarını vurguladı. Bölgede huzur, barış, dayanışma istediklerini, bunu isterken gereklerini yerine getirmekten çekinmediklerini söyledi. Nerede bir haksızlık, adaletsizlik ve zulüm görseler seslerini ve tepkilerini belli bir üslup içinde açıkça ortaya koyduklarını ifade etti. Bu anlayışla İsrail’in Gazze halkına yönelik Nazileri fersah fersah aşan soykırımını tüm insanlığın gündeminde tutmaya devam ettiklerini belirtti.
İnsani yardımlarla birlikte Gazze’deki vahşeti sona erdirmeye dönük diplomatik temasları artırdıklarını söyleyen Erdoğan, gayelerinin bir an önce ateşkesin tesis edilmesi olduğunu ifade etti. Gazze’ye insani yardımların girişine izin verilmesi bir başka öncelik olduğunu belirtti. Maalesef Kızıl Haç’ın bile girişine izin verilmediği korkunç bir durum söz konusu olduğunu vurguladı. Netanyahu ve katliam şebekesinin barbarlıkta Hitleri çoktan geride bıraktığını söyledi. Avrupa’daki Holokost sürecinde dahi Gazze’deki kadar insanlık dışı görüntüler ortaya çıkmadığını ifade etti.
Her gün onlarca masumun bir lokma ekmek, bir yudum su bulamadığı için can verdiği bir acımasızlığı zerre kadar insanlık onuru taşıyan kimsenin kabul edemeyeceğini, buna sessiz kalamayacağını, bu cinnet haline rıza gösteremeyeceğini belirten Erdoğan, Gazze’deki soykırıma sessiz kalanın İsrail’in işlediği insanlık suçlarına ortak olduğunu söyledi. Gazze’de insanlık ölürken, bebekler, çocuklar ölürken, insanlar bir çuval un alabilmek için ölürken hiçbirimizin buna sessiz kalamayacağını ve kalmayacağını vurguladı.
O masum bebeklerin kopmuş kafalarını, çocukların kopmuş ellerini, bacaklarını, köpeklerin açlıktan yemeye başladığı gömülmemiş cesetleri, o açlığı, o feryadı, annelerin yüreklerimizi yakan çığlıklarını hiçbirimizin unutamayacağını söyledi. Açlıktan kitlesel ölümlerin yaşandığı bu kara günlerde tüm uluslararası toplumu insanlık cephesinde birleşmeye davet eden Erdoğan, bu caniliğe hep birlikte tepki vermeye, bu zulme, bu vahşete artık yeter demeye, gözünü iktidar hırsı bürümüş bir avuç insanlık düşmanının insanlığın adını daha fazla lekelemesine müsaade etmemeye çağırdı. Diğer türlü bu kan lekesinin sadece Netanyahu’nun ve cinayet şebekesinin eline değil, Gazze’deki soykırıma susan, tepkisiz kalan herkesin eline, alnına, vicdanına bulaşacağını ifade etti.
Türkiye olarak en başından beri adil ve sürdürülebilir bir dünya nizamı için dostlarla birlikte her platformda gayret sarf ettiklerini belirten Erdoğan, küresel barış ve güvenliğin tesisi için her türlü adımı atarken daha fazla trajedinin yaşanmaması için tüm imkanları seferber ettiklerini söyledi. Bu süreçte “1000 akçalık sulh, bir akçalık nizadan iyidir” ilkesini rehber edindiklerini ifade etti. Barış diplomasisi adına ne yapıyorlarsa bu hikmetli sözün ışığında yaptıklarını belirtti. Hiçbir zaman unutmadıkları bir başka prensibin “Hazır ol cenge, eğer istersen sulh ü salah” olduğunu söyleyen Erdoğan, barış, huzur, güvenlik, dirlik ve refah isteniyorsa caydırıcılığın en üst düzeyde tutulması gerektiğini vurguladı.
Kendi vatanında onurla, şerefinle, başın dik, alnın ak yaşamak isteniyorsa savunma yeteneklerini güçlendirmek mecburiyeti olduğunu belirten Erdoğan, bunun yolunun yerli ve milli savunma sanayinden geçtiğini ifade etti. Türkiye’nin yakın tarihinde savunma alanında ciddi sınamalarla karşılaştığını, dışa bağımlı olmanın sonuçlarını pek çok kez tecrübe ettiklerini söyledi. 1960’lı yıllarda Kıbrıs hadiselerinde ve 1990’lı yıllarda terörle mücadelede dost ve müttefiklerden yeterli destek alamadıklarını belirtti. Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukunu korumak amacıyla gerçekleştirilen 1974 Barış Harekatı sonrasında ambargoların zirveye çıktığını ifade etti.
Bakım için gönderilen uçakların alıkonulduğunu, hatta bunun için ülkeye hangarda saklama borcu çıkartıldığını söyleyen Erdoğan, telsiz gibi en temel iletişim araçlarının dahi bir süre verilmediğini belirtti. Esad rejimiyle yaşanan gerilimde aynı ahde vefasızlığı gördüklerini ifade etti. Hava savunma kapasitesini güçlendirme arayışlarında kapı duvar bulduklarını söyledi. Hava sahasının sürekli ihlal edildiği günlerde yangından mal kaçırırcasına hava savunma sistemlerinin ülkeden sökülüp götürüldüğünü belirtti. Libya’dan Karabağ’daki işgalin sonlandırılmasına kadar pek çok yerde benzer uygulamaların devam ettirildiğini ifade etti.
Ataların “Kötü komşu adamı mal sahibi yaparmış” sözünü hatırlatan Erdoğan, dost ve müttefiklerin savunma sanayinde Türkiye’yi mal sahibi yaptığını söyledi. Her ambargo, her baskı, her haksızlığın yeni bir kapı araladığını, tüm güçlerini kullanarak bu kapılardan içeri girdiklerini belirtti. Dün ambargolara, çifte standartlara ve diplomatik baskılara maruz kalan Türkiye’nin bugün savunma sanayi ürünleriyle dünya piyasalarına mührünü vuran bir konuma ulaştığını ifade etti. Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz diyerek öz kaynakları harekete geçirerek bu alanda kısa sürede ciddi mesafe katettiklerini söyledi.
Bu arka plan temelinde bir yandan insani ve proaktif bir dış politika izlerken diğer yandan savunma ve güvenlik yatırımlarına hız verdiklerini belirten Erdoğan, tasarımdan seri üretime, ARGE çalışmalarından inovasyon sürecine Türk savunma sanayine çağ atlattıklarını ifade etti. Bir dönem temel sıkıntı olan dışa bağımlılığı ciddi ölçüde atlattıklarını söyledi. Göreve geldiklerinde %20 seviyesinde olan savunma sanayinin yerlilik oranının bugün %80’lerin üzerine çıktığını belirtti.
Sektördeki 3500’e aşkın firmanın 100.000 kişilik nitelikli personel kadrosuyla çalışmalarını başarılı bir şekilde sürdürdüğünü ifade eden Erdoğan, Türk Savunma Sanayi’nin bugün 1380’in üzerinde proje sayısıyla 20 milyar doları aşan cirosuyla geniş ürün yelpazesiyle adeta destan yazdığını söyledi. Güvenlik birimlerinin neredeyse tüm ihtiyaçlarını kendi kaynaklarla en etkin şekilde karşıladıklarını belirtti. Yerli ürünlerin güvenlik güçlerinin terörle mücadele operasyonlarında, yurt içi ve yurt dışı harekatlarında etkin rol oynadığını ifade etti.
İHA ve SİHA teknolojisinde dünyanın önde gelen üç ülkesinden biri olduklarını söyleyen Erdoğan, geçen sene dünyada satılan her 100 İHA’dan 65’ini Türk firmalarının tedarik ettiğini belirtti. Özellikle SİHA’ların oyun değiştiren konseptinin küresel ölçekte büyük yankı uyandırdığını, geleneksel taktik ve stratejileri dönüştürdüğünü ifade etti. Dünyada kendi savaş gemisini tasarlayan, geliştiren, üreten 10 ülkeden biri olduklarını söyledi. Ana yükleniciler, alt yükleniciler, KOBİ’ler, araştırma kuruluşları ve üniversitelerin geliştirdikleri özgün ürünlerle ihracat hanesini yeni yıldızlarla süslediklerini belirtti.
Türkiye’nin bugün dünyadaki en büyük 11. savunma ihracatçısı durumuna geldiğini gururla ifade eden Erdoğan, insansız hava araçları, milli gemi projeleri, elektronik sistemler, kara araçları, silah ve mühimmatların gıptayla takip ve talep edildiğini söyledi. Savunma sanayi şirketlerinin geçtiğimiz sene tam 180 farklı ülkeye ürün ihraç ederek ciddi bir başarıya imza attığını belirtti. 2024 yılında savunma ve havacılık alanındaki ihracatın %29’luk artışla 7 milyar 154 milyon dolara ulaştığını, böylece 2024 hedefi olan 6,5 milyar doların %11 üzerine çıktıklarını söyledi. 2025 Haziran ayı ihracatının bir önceki yıla oranla %10,4 artarak 623 milyon dolara ulaştığını belirtti. Son 12 aydaki ihracatın ise geçtiğimiz yıla göre %23,1 düzeyinde artışla 7,5 milyar dolar seviyesini gördüğünü ifade etti.
Lazer ve elektromanyetik silah sistemleri, otonom sistemler, siber güvenlik, kuantum teknolojisi ve yapay zeka gibi alanlarda izlenecek doğru stratejilerle yakın gelecekte rekabet gücünün daha da artacağını belirten Erdoğan, ülke olarak en önemli avantajlardan birinin nitelikli ve dinamik insan gücü olduğunu söyledi. Savunma sanayi başta olmak üzere her alanda teknolojik atılımı çok daha ilerilere taşıyacak yetişmiş insan gücüne sahip olduklarını, bunu daha da geliştirmekte kararlı olduklarını ifade etti. Savunma Sanayi Başkanlığı başta olmak üzere bütün bu başarılarda pay sahibi olan tüm kurum, kuruluş, firma ve emek veren herkesi canı gönülden tebrik ettiğini söyledi. Türk savunma sektörüyle gurur duyduklarını, gelecekte çok daha iyi seviyelerde olacaklarına yürekten inandıklarını belirtti.
Küresel güç Türkiye vizyonu ile savunma sanayinde tam bağımsız Türkiye yolunda kararlı adımlarla ilerlediklerini söyleyen Erdoğan, savunma sanayinde milli yetkinlik hamlesi adını verdikleri büyük bir dönüşüm başlattıklarını belirtti. Onay ve talimatını bizzat verdiği milli yetkinlik hamlesiyle savunma sanayi ekosistemi içerisinde sistematik bir yapı oluşturmayı hedeflediklerini ifade etti. Savunma ve güvenlik yatırımlarıyla dosta güven, düşmana korku veren çok daha büyük ve güçlü bir Türkiye’yi inşa etmek için mücadele edeceklerini söyledi. Birlikte çalışacaklarını, birlikte üreteceklerini, geleceğe birlikte yürüyeceklerini belirtti. Rabbim hepimizin yar ve yardımcısı olsun diyerek sözlerini tamamladı.
- Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı’nın ülkeler, sektörler ve firmalar için hayırlar getirmesini dileyen Erdoğan, fuara teşrif eden tüm dost ve kardeşlere teşekkür etti. Fuar kapsamında atılacak imzaların yeni anlaşma ve işbirliklerinin aramızdaki ilişkilere somut katkılar yapmasını temenni etti. Milli Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayi Başkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı ve fuara katkı veren herkese şükranlarını sundu.
IDEF 2025, Türkiye’nin savunma sanayindeki yükselişini simgeleyen bir platform olarak, küresel işbirlikleri ve teknolojik yenilikler için kapı aralıyor. Fuarın sonunda, yeni anlaşmalar ve projelerle Türkiye’nin savunma ihracatının daha da artması bekleniyor.
Anahtar kelimeler: IDEF 2025, Savunma Sanayi Fuarı, Recep Tayyip Erdoğan, Yerli ve Milli Silahlar, TUSAŞ, Baykar, Gökbey, Atak Helikopteri, Tayfun Füzesi, Kara Atmaca, Milli Muharip Uçak Kaan, Siper Hava Savunma Sistemi, Savunma İhracatı, Gazze Soykırımı, Küresel Barış, NATO Zirvesi, İHA ve SİHA, Deniz Araçları, Elektronik Harp, Roketsan, ASELSAN, KOBİ Destekleri




