Çekiç Güç Tartışmalarının Gölgesinde Bir Ölüm: Eşref Bitlis Dosyasında Cevapsız Sorular
1990’lı yılların başı… Türkiye’nin güneydoğusunda terörle mücadelenin en yoğun dönemlerinden biri yaşanırken, kamuoyunda bir başka başlık daha hararetle tartışılıyordu: “Çekiç Güç gitsin” söylemi ve bu yapının PKK’ya yardım ettiği iddiaları. İşte bu atmosferde, dönemin Jandarma Genel Komutanı olan Eşref Bitlis’in adı hem askeri hem siyasi kulislerde daha sık anılmaya başlanmıştı.
Helikopter Tacizi İddiası: İlk Uyarı mıydı?
Bitlis’in Kuzey Irak bağlamında yürütülen temasları ve sınır ötesi harekât planlarıyla başlıyor. Çekiç Güç’ün PKK’ya yardım ettiği iddialarının kamuoyunda yoğun şekilde konuşulduğu günlerde, Bitlis’in bu yapıdan rahatsız olduğu kulaktan kulağa yayılıyordu.
Anlatıya göre, Silopi’den saat 07.55’te havalanan Bitlis’i taşıyan helikopterin uçuşu, o dönem bölgedeki tüm uçuşlarda olduğu gibi Çekiç Güç’e bildirildi. Ancak havalandıktan kısa süre sonra Çekiç Güç’e bağlı savaş uçaklarının helikopteri taciz ettiği iddia edildi. Pilotun manevralarla kurtulmaya çalıştığı, yardımcı pilotun Mardin radar üssüyle temas kurarak helikopterde Türkiye’nin Jandarma Genel Komutanı’nın bulunduğunu bildirdiği aktarıldı. Uçakların bir süre sonra bölgeden ayrıldığı ve olayın o gün için kapandığı anlatıldı.
Bu iddia daha sonra dönemin Refah Partili milletvekili Şevket Kazan tarafından soru önergesiyle gündeme taşındı. Soruya dönemin Milli Savunma Bakanı Nevzat Ayaz cevap verdi. Verilen yanıtta, olayın “geç haber verilmesi nedeniyle oluşan bir yanlış anlama” olduğu, herhangi bir sorumluluk tespit edilemediği ve dosyanın kapatıldığı ifade edildi.
Bu süreç “uyarı” olarak yorumlayan bir atmosfer kuruyor ancak resmi makamların yaklaşımı, olayın teknik bir koordinasyon sorunu olduğu yönündeydi.
İki Ay Sonra: Ankara’da Uçak Kazası
Helikopter olayından yaklaşık iki ay sonra, Eşref Bitlis’in uçağı Ankara’da düştü. Kazanın ardından ilk açıklamalar, olayın teknik bir arıza ve buzlanma nedeniyle gerçekleştiği yönündeydi.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, enkazın dumanı tüterken yaptığı açıklamada uçağın buzlanma nedeniyle düştüğünü belirtti ve sonraki yıllarda da olayın bir suikast olmadığı görüşünü tekrarladı. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Muhittin Füsunoğlu da benzer ifadeler kullanarak sabotaj ihtimaline katılmadığını dile getirdi.
Her iki komutana göre, Bitlis’in Diyarbakır’a gideceği plan son gece yapılan bir görüşme sonucunda ortaya çıkmıştı ve bu nedenle önceden planlanmış bir suikast ihtimali için zaman ve imkân bulunmuyordu.
Faks Yazışmaları ve Planlama İddiası
Kazadan bir gün önce Jandarma Genel Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Havacılık Okulu arasında faks trafiği yaşandığı belirtiliyor. Bu yazışmalarda, 17 Şubat 1993 tarihinde Diyarbakır’a gidiş ve 19 Şubat’ta dönüş için C-12 tipi bir uçağın tahsis edilmesinin talep edildiği ifade ediliyor.
Yardımcı pilotun VIP uçuşları öncesinde yapılan rutin test uçuşunu gerçekleştirdiğini ve uçağın hangara çekildiğini aktararak, uçuş planının son anda ortaya çıkmadığını ima ediyor.
Bu durum, “uçuştan kimsenin haberi yoktu” söylemiyle metin içinde karşı karşıya getiriliyor.
Hangardaki Nöbet ve Tanık İfadesi
Olayın bir diğer boyutu ise kazadan önceki gece hangar önünde nöbet tuttuğu belirtilen er Tahir Metin’in ifadesi. Metne göre, gece saatlerinde pilot kıyafetli bir kişinin geldiği, parola sorusuna doğru cevap verdiği ve geçişine izin verildiği aktarılıyor. Tanık, karanlık nedeniyle kimliği net teşhis edemediğini belirtiyor.
Bu anlatım, doğrudan bir suçlama içermese de, “şüpheli bir detay” olarak sunuluyor.
Güneydoğu Politikası ve Diyalog Arayışı
Bitlis’in Güneydoğu meselesine yaklaşımına da yer veriyor. Bitlis’in çözüm için diyalogdan yana olduğu, bölgedeki sorunun yalnızca askeri yöntemlerle çözülemeyeceğine inandığı aktarılıyor. Bu kapsamda, Kürt liderler Mesud Barzani ve Celal Talabani ile temaslarının bulunduğu ifade ediliyor.
PKK’ya yardım ettiği iddia edilen Çekiç Güç hakkında Bitlis’in elinde bazı deliller olduğu söylentilerinin dolaştığı belirtiliyor. Ancak bu iddiaların resmi soruşturma dosyasında yer almadığı ve dosyanın kapatıldığı aktarılıyor.
Bitlis’in kendi kurduğu iddia edilen JİTEM üzerindeki kontrolün de tartışma konusu olduğu vurgulanıyor.
Ardışık Ölümler ve Derinleşen Şüpheler
Bitlis’in ölümünden sonraki sekiz ay içinde yakın çalışma arkadaşlarının da hayatını kaybettiğini hatırlatıyor:
-
Kazım Çillioğlu, uçağa binmekten son anda vazgeçmiş, bir yıl sonra ölü bulunmuş ve olay intihar olarak açıklanmıştı.
-
Bahtiyar Aydın, Lice’de açılan ateş sonucu hayatını kaybetmiş, kurşunun nereden geldiği tespit edilememişti.
-
Cem Ersever, önemli açıklamaların ardından iki arkadaşıyla birlikte öldürülmüş, failler bulunamamıştı.
Bu ölümler, “esrarengiz” bir zincirin parçaları olarak sunuluyor; ancak her biri resmi kayıtlarda farklı hukuki ve idari değerlendirmelere konu olmuş olaylardır.
Resmi Sonuç ve Kamuoyundaki Algı
Resmi raporlara göre Eşref Bitlis’in ölümü bir uçak kazasıdır. Sabotaj ya da suikast bulgusuna ulaşılamadığı yönünde açıklamalar yapılmıştır. Ancak metin, belgeler, tanık anlatıları ve dönemsel siyasi tartışmalar üzerinden “kamuoyundaki soru işaretlerinin” tamamen giderilemediği mesajını vermektedir.
Bu dosya, Türkiye’nin yakın tarihindeki en çok tartışılan askeri olaylardan biri olarak hafızalardaki yerini korumaya devam etmektedir. Resmi açıklamalar ile iddialar arasındaki çizgi, yıllar geçse de kamuoyunda farklı yorumlara açık bir alan bırakmıştır.
Anahtar Kelimeler
Eşref Bitlis, Çekiç Güç, Operation Provide Comfort, PKK, Diyarbakır uçuşu, 1993 uçak kazası, helikopter tacizi iddiası, Doğan Güreş, Muhittin Füsunoğlu, Nevzat Ayaz, Şevket Kazan, JİTEM, Barzani, Talabani, Kazım Çillioğlu, Bahtiyar Aydın, Cem Ersever, TBMM soru önergesi, askeri kaza tartışması, 1990’lar Türkiye, Güneydoğu politikası, suikast iddiaları, buzlanma raporu, hangar nöbeti tanığı, C-12 uçağı, askeri faks yazışmaları




