BÜYÜK ZAFERİN 100. YILI: Dumlupınar’dan Yükselen Bir Milletin Yeniden Doğuş Destanı
Tarih 30 Ağustos 1922… Türk milletinin makus talihini yendiği, emperyalizmin “bitti” dediği yerde “yeniden başlıyoruz” dediği o kutlu günün üzerinden tam bir asır geçti. Dumlupınar Şehitliği’nden gerçekleşen bu özel yayın, Büyük Taarruz’un askeri dehasından cephe gerisindeki isimsiz kahramanlara, toprağın altından çıkan savaş kalıntılarından bugünün coşkusuna kadar zaferin tüm yönlerini gözler önüne seriyor. İşte 100. yılında Büyük Zafer’in bilinmeyenleri ve o destansı hikayenin tüm detayları.
“Nemiz varsa; bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar olarak dolaşıyorsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını hissediyorsak, belki bugün nefes alıyorsak; hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.”
Falih Rıfkı Atay’ın bu ölümsüz sözleri, Dumlupınar Şehitliği’nde yankılanan 100. yıl coşkusunun en net özetiydi. Afyon Kocatepe’den başlayıp İzmir’e uzanan bu zafer yolu, sadece bir askeri harekat değil, bir milletin topyekün varoluş mücadelesiydi. İngilizlerin “Türkler bu mevzileri 6 ayda aşamaz” dediği tahkimatların 6 günde yerle bir edildiği, imkansızın mümkün kılındığı bir destandı.
Kocatepe’de Bir “Sarışın Kurt”: Büyük Taarruz’un Stratejik Dehası
26 Ağustos sabahı şafakla birlikte başlayan topçu ateşi, aslında aylardır ilmik ilmik örülen bir planın sonucuydu. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, harekat öncesinde büyük bir gizlilik stratejisi yürütmüştü. 25 Ağustos’ta Ankara’da bir çay partisinde olduğu izlenimi verilirken, O aslında cephede son hazırlıklarını yapıyordu.
Yunan ordusunun “aşılmaz” sandığı, dikenli teller ve hendeklerle örülü mevziler, Türk askerinin fedakarlığı ve kurmay zekasıyla aşıldı. Prof. Dr. Vahdettin Engin ve Doç. Dr. Arif Kolay’ın aktardığına göre; Türk ordusu, düşmanın beklemediği bir noktadan, sarp dağları aşarak ve süvari birliklerini gizlice cephe gerisine sarkıtarak, tarihe “Kurt Kapanı” olarak geçecek bir kuşatma harekatı başlattı.
O anın en simgeleşmiş karesi ise şüphesiz Ethem Hamdi Tem’in objektifinden yansıyan Mustafa Kemal fotoğrafıdır. Nazım Hikmet’in “Karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak / Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı” dizeleriyle tasvir ettiği o an, bir milletin kaderinin tek bir adamın omuzlarında yükseldiği andı. Ethem Hamdi Tem’in anılarında belirttiği üzere, Mustafa Kemal o kayalıklar arasında dolaşırken sürekli Yunan Başkomutanı Hacı Anesti’ye atıfta bulunarak, “Hadi bakalım Hacı Anesti, gel de kurtar ordularını” diye mırıldanıyordu.
Toprağın Hafızası: Miğferler, Süngüler ve Şehitler
Dumlupınar ve çevresinde toprağı biraz eşelediğinizde, savaşın soğuk yüzü ve yaşanmışlıkları gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Yayın kapsamında yapılan saha araştırmalarında, ters dönmüş ve içi toprak dolmuş bir Yunan miğferi, yüzyıllık bir zaman kapsülü gibi bulundu. Üzerinde hala kraliyet arması taşıyan bu miğfer, Efsun Alayı’na mensup seçkin bir askere aitti.
Ancak toprağın altından çıkan sadece düşman teçhizatı değildi. Patlamamış top mermileri, şarapnel parçaları ve en önemlisi, “Süngü tak” emriyle gerçekleşen göğüs göğüse muharebelerin sessiz tanığı olan Türk süngüleri… Yerel halkın, çobanların bulduğu bu objeler, savaşın ne denli acımasız ve yakın mesafede gerçekleştiğini kanıtlar nitelikte.
Bölgedeki en çarpıcı hikayelerden biri ise “Baba-Oğul” anıtının ardındaki gerçekti. 1912’de Balkan Savaşı’na gidip bir daha dönemeyen Çetmili Kara Ali Çavuş ile, babasını hiç görmeden büyüyen ve 19 yaşında Alay Sancaktarı olan Mehmet Onbaşı’nın hikayesi. Kader, bu baba-oğulu Dumlupınar’da, tam da zaferin kazanıldığı tepede karşılaştırmış, baba oğlunun cansız bedenini kucağına aldığında o da şehadet şerbetini içmişti.
Zaferin Kadın Kahramanı: Halide Edip Adıvar
Milli Mücadele sadece cephede değil, kalemle ve kelamla da veriliyordu. Bu mücadelenin en güçlü kadın sesi şüphesiz Halide Edip Adıvar’dı. İstanbul işgal altındayken Sultanahmet Mitingi’nde yüz binlere seslenen, “Milletlerin dostu olur, hükümetlerin değil” diyerek emperyalizme meydan okuyan o “siyahlı kadın”, daha sonra rütbeli bir asker, bir “Onbaşı” olarak cepheye koşacaktı.
Anadolu Ajansı’nın kurulmasına öncülük eden, savaş alanında Mustafa Kemal’in “Gelin hanımefendi, harp ediyoruz” diyerek sipere davet ettiği Halide Edip, Türk kadınının direniş ruhunun sembolü oldu. Yazdığı raporlar, tuttuğu notlar ve romanlarıyla bu destanı ölümsüzleştirdi.
“Ya İstiklal Ya Ölüm” Diyen Bir Genç: Tıbbiyeli Hikmet
Sivas Kongresi’nde manda ve himaye tartışmaları yaşanırken, henüz 19 yaşında bir tıbbiye öğrencisi olan Hikmet Boran, Mustafa Kemal’in gözlerinin içine bakarak şöyle haykırmıştı: “Paşam, mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunları kim olursa olsun reddederiz. Siz kabul ederseniz, sizi de reddederiz.”
Mustafa Kemal’in alnından öperek “İşte benim gençliğim, işte benim neslim” dediği Tıbbiyeli Hikmet, İngiliz işgali altındaki İstanbul’da Tıbbiye’nin iki kulesi arasına dev Türk bayrağını asarak direniş ateşini yakan isimdi. Onun hikayesi, bu zaferin sadece ordunun değil, Türk gençliğinin azim ve kararlılığının bir eseri olduğunu gösteriyor.
Cephenin Manevi Gücü: Alay İmamı Mustafa Memduh
Savaşın sadece fiziksel değil, psikolojik ve manevi bir boyutu da vardı. Çanakkale’den Filistin’e, oradan Büyük Taarruz’a kadar cephe cephe dolaşan Alay İmamı Mustafa Memduh’un ortaya çıkan günlüğü ve hatıratı, askerin ruh halini gözler önüne seriyor. Okuma yazma bilmeyen erlerin mektuplarını yazan, şehitlerin son nefesinde yanlarında olan, askere moral veren Mustafa Memduh, zaferin gizli mimarlarındandı. Onun hikayesi, “Bugün aldığımız her nefes, o gün verilen son nefes sayesindedir” gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor.
100. Yılın Gururu
Bugün Dumlupınar Şehitliği’nde, Türkiye’nin dört bir yanından gelen gençler, ellerinde bayraklarla atalarının huzurunda. Kütahya’dan Diyarbakır’a kadar tüm yurtta yaşanan bu coşku, bir asır önce bu topraklarda kazanılan zaferin sadece bir askeri başarı değil, bir milletin yeniden doğuşu olduğunun en büyük kanıtı.
Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emriyle başlayan ve İzmir’de denize dökülen düşmanla son bulan bu destan, 100. yılında da ilk günkü heyecan ve gururla kutlanıyor. Dumlupınar’daki şehitliklerden, Diyarbakır’daki tören alanlarına kadar her yerde tek bir duygu hakim: Minnet, saygı ve sarsılmaz bir Cumhuriyet inancı.
Anahtar Kelimeler: 30 Ağustos Zafer Bayramı, Büyük Taarruz, Dumlupınar Meydan Muharebesi, Mustafa Kemal Atatürk, 100. Yıl Kutlamaları, Kocatepe, Halide Edip Adıvar, Tıbbiyeli Hikmet, Ethem Hamdi Tem, Kurt Kapanı Taktiği, Dumlupınar Şehitliği, Milli Mücadele Tarihi, Türk Kurtuluş Savaşı, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Zafer Yolu, Tekalif-i Milliye, Türk Ordusu, İstiklal Savaşı Kahramanları, Diyarbakır Zafer Bayramı, Savaş Kalıntıları




