Array
  1. Haberler
  2. Vatan
  3. Küllerinden Doğan Bir Milletin Varoluş Destanı: 30 Ağustos Zaferi ve Büyük Taarruz’un Bilinmeyenleri

Küllerinden Doğan Bir Milletin Varoluş Destanı: 30 Ağustos Zaferi ve Büyük Taarruz’un Bilinmeyenleri

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Küllerinden Doğan Bir Milletin Varoluş Destanı: 30 Ağustos Zaferi ve Büyük Taarruz’un Bilinmeyenleri

 

Tarih sayfaları, milletlerin kaderini değiştiren anlarla doludur; ancak Türk milleti için 30 Ağustos, sadece bir zafer değil, bir “varoluş savaşı”nın nihai mührüdür. Yüzyıllardır süren geri çekilmenin son bulduğu, bir milletin küllerinden yeniden doğduğu o büyük günün, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin üzerinden bir asır geçti. Anadolu’nun bağrında yakılan ateşin, emperyalizmin demir çemberini nasıl erittiğini, stratejik bir deha ve sarsılmaz bir inançla örülen bu destansı süreci tüm detaylarıyla ele alıyoruz.

“Ankara’nın Taşınması Tartışılıyordu”

Kurtuluş Savaşı’nın en çetin ve buhranlı yıllarıydı. Haritayı önlerine alıp Anadolu’yu parsel parsel bölen işgal güçleri, ne Mustafa Kemal’in gözlerindeki sönmez ışığı ne de Türk ordusunun damarlarındaki cesareti hesaba katabilmişti. 19 Mayıs 1919’da Samsun’da yakılan bağımsızlık ateşi kor halindeydi ancak Anadolu yangın yeriydi. İzmir, Bursa ve daha pek çok kadim Türk şehri işgal postalları altındaydı.

İngiliz ve Fransızlardan aldıkları lojistik ve siyasi destekle şımaran Yunan ordusu, İnönü Savaşları’ndaki Türk direnişini kırmak ve nihai darbeyi vurmak niyetindeydi. Yunan askerlerinin top sesleri Ankara Polatlı’dan duyulur hale gelmişti. Durum öylesine kritikti ki, Ankara’daki meclisin daha güvenli bir yere, Kayseri’ye taşınması dahi tartışmaya açılmıştı. Ancak Türk milleti ve onun ordusu, geri adım atmayı değil, direnmeyi seçti.

Gizlilik İçinde Yürütülen Büyük Hazırlık

Takvimler 20 Temmuz 1922’yi gösterdiğinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya dördüncü kez Başkomutanlık yetkisi verildi. Bu yetkiyle birlikte Mustafa Kemal, işgalcilere karşı nihai darbeyi indirecek hazırlıkları büyük bir gizlilik içinde yürütmeye başladı.

Bu hazırlık sürecinin iki temel amacı vardı: Birincisi, taarruz için hayati önem taşıyan cephane ve mühimmatı toparlayabilmek; ikincisi ise savaş meydanında düşmanla göğüs göğüse çarpışacak yeterli asker sayısına ulaşmaktı. Topyekûn bir seferberlik hali hakimdi.

Akşehir Zirvesi ve Şok Eden Taarruz Planı

Büyük Taarruz öncesi son düğüm, Akşehir’de çözüldü. Mustafa Kemal Paşa, 20 Ağustos’ta Ankara’dan ayrılarak gizlice Akşehir’deki Batı Cephesi Karargahı’na geldi. Burada, savaşın kaderini belirleyecek olan komuta kademesiyle; Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa, 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa, 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa ve Süvari Kolordu Komutanı Fahrettin (Altay) Paşa ile tarihi bir toplantı gerçekleştirdi.

Başkomutan, taarruzun Afyon üzerinden yapılacağını açıkladığında komutanlar arasında kısa süreli bir şaşkınlık yaşandı. Zira Afyon, Yunan ordusunun en güçlü tahkimatına ve en büyük kuvvet merkezine sahip olduğu bölgeydi. Diğer komutanlar bu plana mesafeli yaklaşsa da Mustafa Kemal’in düşmanın beklemediği yerden vurarak kesin bir mağlubiyet yaşatacağına olan inancı tamdı. Bu bir “Kurt Kapanı” planıydı ve strateji kusursuz işlemeliydi.

26 Ağustos: Malazgirt’ten Kocatepe’ye Uzanan Ruh

Büyük Taarruz için seçilen tarih asla bir tesadüf değildi. Harekatın başlangıç günü olarak belirlenen 26 Ağustos, Türklerin Bizans ordusunu yenerek Anadolu’nun kapılarını ardına kadar açtığı 1071 Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümüydü. Tarih tekerrür edecek, Anadolu kapıları bu kez işgalcilere sonsuza dek kapatılacaktı.

Mustafa Kemal Paşa, muharebeyi bizzat yönetmek üzere Fevzi Çakmak ve İsmet Paşa ile birlikte Afyon Kocatepe’ye geçti. İngiliz askeri uzmanlarının “Türkler bu engelleri 6 ayda geçemez” dediği Yunan savunma hatları, Türk ordusunun “Allah Allah” nidalarıyla 26 Ağustos sabahı başlattığı hücumla sadece birkaç gün içinde yerle bir edildi. Geçilmez denilen hatlar yarılmış, Yunan ordusu 4 gün içinde askeri bir deha ile dağıtılmıştı.

Zaferin Mimarları: Cephenin Kahraman Komutanları

Büyük Taarruz, sadece bir asker savaşı değil, aynı zamanda üstün bir kurmay aklı savaşıydı. Bu zaferin arkasında Mustafa Kemal Atatürk’ün yanı sıra çok kıymetli komutanların imzası vardı:

  • İsmet İnönü: Batı Cephesi Komutanı olarak sahadaydı. Savaşın ardından Mudanya Ateşkes görüşmelerinde Türkiye’yi temsil ederek diplomatik zaferin de kapısını araladı.

  • Mareşal Fevzi Çakmak: Harekatın planlayıcısı ve kilit ismiydi. 30 Ağustos zaferinin ardından Mustafa Kemal’in tavsiyesiyle TBMM tarafından Mareşallik rütbesine layık görüldü.

  • Nurettin Paşa (1. Ordu): Düşmanın yenildiğini ve geri çekileceğini erkenden sezerek Mustafa Kemal’in takdirini kazandı. Nutuk’ta da belirtildiği üzere, düşmanı esir alma stratejisinde kritik roller üstlendi.

  • Yakup Şevki Paşa (2. Ordu): Harp Akademisi’nde Mustafa Kemal’in de hocalığını yapmış, “mağlubiyet” kelimesini lügatından silmiş disiplinli bir askerdi.

  • Fahrettin Altay (Süvari Kolordusu): Türk süvarileri, piyade savaşının ötesine geçerek kaçan düşmanı kovalamada ve savaşın kazanılmasında hayati bir rol oynadı.

Sayıca Üstünlük Değil, İnanç Üstünlüğü

Savaşın istatistiklerine bakıldığında Türk ordusunun imkansızı başardığı daha net görülmektedir. Savaşa katılan Türk askeri sayısı yaklaşık 207 bin iken, Yunan ordusu 225 bin civarında askere sahipti. Üstelik Yunanlılar, silah, cephane ve özellikle hava desteği konusunda Türk ordusuna karşı bariz bir üstünlüğe sahipti. Ancak süngünün gücü ve vatan savunmasının inancı, teknolojik üstünlüğü mağlup etti.

“Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!”

30 Ağustos’ta Dumlupınar’da bozguna uğrayan düşman, panik halinde batıya doğru kaçmaya başladı. Önüne gelen her şeyi yakıp yıkan Yunan ordusunu, Fahrettin Altay Paşa komutasındaki süvariler amansızca takip etti. Manisa’nın 8 Eylül’de kurtarılmasının ardından süvariler iki kola ayrılarak Menemen’i işgalden kurtardı ve 9 Eylül’de İzmir’e, Karşıyaka iskelesine ulaştı. İzmir’e ilk giren, Türk süvarileri oldu.

Ordunun yorgun ve bitkin olmasına rağmen durmasına izin verilmedi. Dönemin komutanlarından Kazım Karabekir Paşa’nın “Daha ileri gitmeyelim, elimizdekini de kaybederiz” endişesine rağmen Mustafa Kemal Paşa tarihi emrini verdi: “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!” (O dönemde Ege Denizi, Akdeniz olarak adlandırılıyordu). Bu emir, sadece askeri bir talimat değil, Türkiye’nin tam bağımsızlık vizyonunun bir ilanıydı.

Sonuç: Bir Strateji ve Akıl Zaferi

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Kurtuluş Savaşı’nın son safhasını ve zirvesini teşkil etti. 3 yıl 4 ay süren bu süreçte Mustafa Kemal, Türk milletini ve ordusunu adım adım, ilmek ilmek işleyerek hedefe taşıdı.

Mustafa Kemal’in dehası sadece cephede değil, başlangıç noktasında da gizliydi. 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan yola çıkarken, İzmir işgal altındayken Bandırma’ya gidip orada savaşmak yerine Samsun’a çıkmayı tercih etmesi, “Burada yıldırım olup yakmaktansa, orada gürleyip bütün Anadolu’yu ayağa kaldırmanın” daha etkili olacağını bilen gerçek bir komutan sezgisiydi.

30 Ağustos, albayrağın yere düşmemesi için canını veren binlerce kahramanın, askeri zekanın ve sarsılmaz bir iradenin zaferidir. Bugün 100 yaşını aşan bu zafer, Türk milletinin bağımsızlık karakterinin en büyük belgesidir.


Anahtar Kelimeler: 30 Ağustos Zaferi, Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı, İzmir’in Kurtuluşu, Türk Ordusu, Milli Mücadele, Fevzi Çakmak, İsmet İnönü, Kocatepe, Dumlupınar, Anıtkabir, Türk Tarihi

Küllerinden Doğan Bir Milletin Varoluş Destanı: 30 Ağustos Zaferi ve Büyük Taarruz’un Bilinmeyenleri
Yorum Yap

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.
Bizi Takip Edin
KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.