Toprağın Altından Fışkıran Tarih: Büyük Taarruz’un 100. Yılında Savaşın Sessiz Tanıkları Konuşuyor
Bir asır önce Anadolu’nun kaderinin değiştiği topraklarda, savaşın izleri hala taze. Büyük Taarruz’un 100. yıl dönümünde, Afyonkarahisar ve Kütahya ovalarında toprağın bağrından çıkan miğferler, süngüler ve patlamamış mühimmatlar, verilen destansı mücadelenin şiddetini ve büyüklüğünü gözler önüne seriyor.
Kurtuluş Savaşı’nın en kritik dönemeçlerinden biri olan ve Türk milletinin bağımsızlık mührünü vurduğu Büyük Taarruz’un üzerinden tam bir asır geçti. Ancak Afyonkarahisar’dan Kütahya Dumlupınar’a uzanan o çetin coğrafyada, zaman adeta durmuş durumda. Savaşın en kanlı çarpışmalarının yaşandığı bu bölgelerde, aradan geçen 100 yıla rağmen toprak, o günlerin şahitlerini gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor. Müzelerde sergilenenlerin ötesinde, arazide atılan her adımda, yağmurun yıkadığı her yamaçta savaşın soğuk yüzüyle karşılaşmak mümkün.
Toprak Savaşın Anılarını Saklıyor
Afyonkarahisar, mücadelenin başladığı ve ateşin harlandığı ilk nokta olarak tarihteki yerini korurken, bölgedeki şehitlikler ve abideler zaferin büyüklüğünü simgeliyor. Ancak zaferin maddi kanıtları, sadece anıtlarda değil, bizzat toprağın kendisinde gizli. Bölgede araştırma yapanlar, tarlasını süren çiftçiler veya kırsalda gezinenler için savaş malzemeleriyle karşılaşmak sıradan bir durum haline gelmiş.
Toprak, adeta bir zaman kapsülü gibi savaşın objelerini koruyarak günümüze taşıyor. Araştırmacıların dikkatini çeken en çarpıcı buluntulardan biri ise siperlerde ortaya çıkan miğferler. Toprak yüzeyinde sadece metal bir çember gibi görünen paslı parçalar, dikkatlice kazıldığında altından inanılmaz hikayeler çıkıyor.
Ters Dönmüş Miğferin Anlattıkları
Özellikle savaşın en sıcak anlarının yaşandığı siper hatlarında yapılan incelemelerde, ters dönmüş ve içi toprakla dolmuş Yunan miğferleri bulunuyor. Yaklaşık 90-100 yıl boyunca toprağın altında kalmasına rağmen formunu koruyan bu miğferler, temizlendiğinde üzerindeki detaylarla görenleri şaşırtıyor.
Bulunan miğferlerin ön kısmındaki “Kraliyet Arması”, bu objelerin kime ait olduğunu net bir şekilde belgeliyor. Araştırmacı yazar Hasan Özpınar’ın aktardığı bilgilere göre, bu özel miğferler sıradan askerlere değil, o dönem Yunan ordusunun en seçkin birlikleri olarak bilinen ve özel eğitimli askerlerden oluşan “Efsun Alayı”na ait. Bu detay, Türk ordusunun sadece kalabalık bir orduya karşı değil, dönemin en donanımlı ve eğitimli birliklerine karşı nasıl bir iradeyle savaştığının en somut kanıtı olarak elinizde tutabileceğiniz bir gerçeğe dönüşüyor.
“6 Ayda Aşılamaz” Denilen Teller ve Konserve Kutuları
Arazideki buluntular sadece askeri teçhizatla sınırlı değil. İngiliz kurmaylarının incelemelerde bulunup, “Türkler bu mevzileri, bu tel örgüleri 6 ayda aşamaz, 6 ayda aşarlarsa 6 günde aştık diye övünebilirler” dedikleri o meşhur dikenli tellerin parçaları da hala arazide. Türk askerinin iman dolu göğsüyle saatler içinde paramparça ettiği o “aşılamaz” denilen engeller, bugün paslı birer tel yumağı olarak Dumlupınar ovasında yatıyor.
Bunun yanı sıra, savaşın insani ve lojistik boyutunu gösteren objeler de sıkça karşımıza çıkıyor. Yunan ordusunun iaşe olarak kullandığı konserve kutuları, şarapnel parçaları, el bombasının atası sayılabilecek patlayıcı düzenekler ve patlamamış mermiler, bölgenin her metrekaresinde bir yaşanmışlık olduğunu haykırıyor.
Dumlupınar: Süngülerin Konuştuğu Yer
Afyonkarahisar’dan Kütahya’ya, Dumlupınar’a doğru ilerlendiğinde ise savaşın karakterinin değiştiği, araziden çıkan buluntularla anlaşılıyor. Başkomutan Meydan Muharebesi’nin yaşandığı alanlara gelindiğinde, Türk ordusunun mühimmatının büyük ölçüde tükendiği gerçeği yüzümüze çarpıyor.
Afyon hattında yoğun ateşli silah kullanımı görülürken, Dumlupınar’a ulaşıldığında mermilerin azalmasıyla birlikte savaş, göğüs göğüse, süngü süngüye bir mücadeleye dönüşüyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün Zafertepe’de, 30 Ağustos günü verdiği o tarihi emir, sahadaki buluntularla birebir örtüşüyor: “Süngü Tak!”
Mühimmatın bittiği, ancak inancın zirveye ulaştığı o anda, Türk askeri mavzerlerinin ucuna taktığı süngülerle düşmanın üzerine yürüyor. Bu nedenle Dumlupınar ve çevresinde bulunan savaş kalıntıları arasında süngüler, kasaturalar ve kılıçlar büyük bir yer tutuyor.
Çobanların Oyuncağı Olan Tarih
Bölgede yaşayan yerel halk için bu tarihi objeler, çocukluk anılarının bir parçası. Yıllar önce bölgede çobanlık yapan, koyun güden köylüler, çocukluklarında bu arazilerde gezerken top mermileri, boş kovanlar ve süngülerle oyun oynadıklarını anlatıyor.
O dönemlerde henüz müzelerin ve koruma bilincinin tam gelişmediği zamanlarda, yağmur yağdığında toprağın kustuğu bu objeler, çocuklar için sıradan bir metal parçasından ibaretti. Bölge sakinleri, buldukları süngülerin yapısından hangi orduya ait olduğunu ayırt edebilecek kadar bu tarihle iç içe yaşamış. Üstü oluklu olanların Yunan, mavzer ucuna takılan düz yapıdakilerin ise Türk süngüsü olduğunu babalarından öğrenen nesiller, bu toprakların ne denli büyük bir bedelle vatan kılındığının canlı şahitleri.
Bir Asırlık Miras
Bugün Dumlupınar Şehitliği’nde ve çevresindeki müzelerde sergilenen ya da hala evlerin köşelerinde saklanan bu objeler; mermiler, kılıçlar, kasaturalar ve delik deşik olmuş miğferler, sadece birer savaş artığı değil. Onlar, “Korkma!” diye başlayan bir İstiklal Marşı’nın, sahada ete kemiğe bürünmüş halidir. 100 yıl sonra bile toprağın altından çıkarılan her bir parça, bizlere bu vatanın hangi şartlarda kazanıldığını, “Çılgın Türklerin” imkansız denileni nasıl başardığını sessizce ama çok güçlü bir şekilde anlatmaya devam ediyor.
Anahtar Kelimeler
Büyük Taarruz, Afyonkarahisar, Dumlupınar Şehitliği, Kurtuluş Savaşı kalıntıları, Başkomutan Meydan Muharebesi, Efsun Alayı, savaş müzesi, Yunan miğferi, tarihi süngüler, 30 Ağustos Zaferi, Zafertepe, savaş arkeolojisi, Milli Mücadele tarihi, Kütahya Dumlupınar, Türk süngüsü, siper savaşları



