Bir Ömür Cephede Geçti: Balkanlar’dan Büyük Taarruz’a “Alay İmamı” Mustafa Memduh’un Destansı Hikayesi
Milli Mücadele tarihi, isimleri tarih kitaplarında kalın harflerle yazılmasa da, vatanın her karış toprağında alın teri ve kanı bulunan binlerce “isimsiz kahraman” ile doludur. Bu kahramanlardan biri, ömrünü sadece askerliğe değil, doğrudan savaşın en sıcak hatlarına adamış, bir neslin fedakarlığının sembolü haline gelmiş Alay İmamı Mustafa Memduh’tur. Ailesinin yıllar sonra gün yüzüne çıkardığı sicil dosyası ve bir şehit günlüğünde rastlanan izleri, bir insanın vatanı için nelerden vazgeçebileceğinin en çarpıcı kanıtını sunuyor.
Tarih sayfaları, büyük komutanların stratejilerini ve orduların hareketlerini yazarken, bazen o ordunun manevi gücünü sırtlanan, cephe gerisinde ve en ön safta askerin hem anası hem babası olan gizli kahramanları satır aralarına gizler. İşte o kahramanlardan biri, hikayesi yıllar sonra tozlu raflardan inen ve torunlarının Genelkurmay arşivlerinde yaptığı araştırmalarla aydınlanan Alay İmamı Mustafa Memduh’tur. 1912’den 1922’ye kadar süren on yıllık kesintisiz savaş döneminin her aşamasında var olan Mustafa Memduh’un hikayesi, bir milletin var oluş mücadelesinin özetidir.
Balkanlar’dan Filistin’e: Bir Ömrün Savaş Haritası
Mustafa Memduh’un askeri sicili, Türk tarihinin en çalkantılı ve en kanlı dönemlerine tanıklık etmektedir. Ailesinin Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı’na yaptığı başvurular sonucunda ulaşılan sicil dosyası, dehşet verici bir gerçeği ortaya koymaktadır: Mustafa Memduh, yetişkin ömrünün neredeyse tamamını evinden, çocuklarından ve sevdiklerinden uzakta, barut kokusu ve top sesleri altında geçirmiştir.
Onun savaş yolculuğu 1912 yılında, İmparatorluğun Rumeli’den çekilişinin hüznünü taşıyan Balkan Harbi ile başlar. Ancak bu sadece bir başlangıçtır. Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte, tarihin gördüğü en büyük savunma savaşlarından biri olan Çanakkale Cephesi‘nde yerini alır. Özellikle Kerevizdere mevkiinde, binlerce şehidin defin işlemini bizzat üstlenerek, savaşın en acı yüzüyle her gün yüzleşir.
Çanakkale’nin cehennemi andıran günlerinden sonra dinlenmeye vakit bulamadan, bu kez imparatorluğun doğu sınırlarına, dondurucu soğukların hüküm sürdüğü Kafkas Cephesi’ne sevk edilir. Doğunun karlı dağlarından sonra ise rotası, kızgın kumların ve çaresizliğin hakim olduğu Filistin Cephesi olur. 1917’de Filistin’de, bir imparatorluğun çöküşünü durdurmaya çalışan ordunun manevi direği olarak görev yapar.
Milli Mücadele’nin Her Safhasında En Önde
Mondros Mütarekesi’nin ardından Anadolu işgal edilmeye başlandığında, Mustafa Memduh silahını ve inancını bırakmaz. İstiklal Harbi’nin başlamasıyla birlikte yeniden sahalara döner. Sicil kayıtları onu bu kez Anadolu’nun kurtuluş destanının yazıldığı en kritik noktalarda gösterir.
Gediz Muharebeleri’nde, Bursa’nın savunmasında ve Birinci İnönü Savaşı’nda cephededir. Sakarya Meydan Muharebesi’nin o kritik günlerinde askerin yanındadır. Ve nihayetinde, Türk ordusunun makus talihini yendiği Büyük Taarruz’da, zaferin mimarları arasında yerini alır. Mustafa Memduh, sadece bir din görevlisi değil, savaşın stratejisini ve acısını bilen, rütbesi Yüzbaşı ile Binbaşı arasında sayılan kıdemli bir asker olarak görev yapmıştır.
Şehit Günlüğündeki Gizemli İmza
Mustafa Memduh isminin tarih sahnesine yeniden çıkışı ise tüyler ürperten bir tesadüfle gerçekleşir. Çanakkale Savaşı sırasında yaşananları günü gününe not eden Teğmen İbrahim Naci’nin günlüğü, bu kahramanın izini sürmek için bir anahtar olur.
Koleksiyoner Seyit Ahmet Sılay’ın 2013 yılında ulaştığı ve kamuoyuna duyurduğu bu günlük, savaşın devir teslim töreni gibidir. Teğmen İbrahim Naci, çatışmada vurulup şehit düştüğünde, günlüğü yazmaya Yüzbaşı Bedri devam eder. Ancak savaşın acımasızlığı burada da kendini gösterir; Yüzbaşı Bedri de şehadet şerbetini içince, o kanlı ve tozlu defterin son satırlarını ve son noktayı Tabur İmamı Mustafa Memduh koyar. Bu tarihi belge, onun sadece cenaze defneden biri değil, şehitlerin son vasiyetlerine sahip çıkan, onların hatıralarını yaşatan bir sırdaş olduğunu da kanıtlar.
Cephenin Psikologları: Alay İmamları
Mustafa Memduh nezdinde, o dönemdeki “Alay İmamı” kavramının da ne kadar hayati bir rol üstlendiği anlaşılmaktadır. O yıllarda ordunun büyük bir çoğunluğu okuma yazma bilmeyen Anadolu çocuklarından oluşmaktadır. Alay imamları, bu askerlerin memleketlerine gönderecekleri mektupları yazar, gelen mektupları onlara okurdu.
Ancak görevleri bununla sınırlı değildi. Askerin derdini dinleyen, ölüm korkusuyla yüzleşen gençlere manevi güç veren, onları savaşa psikolojik olarak hazırlayan kişilerdi onlar. Modern ordulardaki psikolojik harp dairesinin veya askeri psikologların görevini, o günün şartlarında inanç ve sabırla bu imamlar yürütmekteydi.
“Bugünkü Nefesimiz, Onların Son Nefesinin Bedelidir”
Ailesi, dedelerinin sicil dosyasını ellerine aldıklarında büyük bir gururla karışık hüzün yaşadıklarını belirtiyor. Yıllarca evine gelemeyen, çocuklarının büyüdüğünü göremeyen, vatanın kurtuluşu için canı, malı ve tüm hayatıyla bedel ödeyen bir dedenin torunları olmanın ağırlığını taşıyorlar.
Mustafa Memduh, savaşların bitiminden sonra, 1935 yılında ordudan emekli olmuş ve 1965 yılında hayata gözlerini yummuştur. Ardında ise madalyalar, takdirnameler ve en önemlisi özgür bir vatan bırakmıştır. Bugün müzelerde sergilenen, toprağın altından çıkarılan paslanmış Alman mavzerleri veya süvari kılıçları, o dönemin şahitleri olarak dursa da, asıl şahitlik Mustafa Memduh gibi ömrünü cephelerde tüketenlerin hikayelerinde gizlidir.
Onların hikayesi, “Bugün aldığımız her nefes, o gün orada verilmiş son nefesin bedelidir” gerçeğini bizlere bir kez daha hatırlatmaktadır. Genç kuşaklara aktarılması gereken en büyük miras, bu fedakarlığın bilincidir.
Anahtar Kelimeler: Milli Mücadele, Mustafa Memduh, Alay İmamı, Çanakkale Savaşı, İstiklal Harbi, Büyük Taarruz, Seyit Ahmet Sılay, İbrahim Naci, savaş günlükleri, Kafkas Cephesi, isimsiz kahramanlar, harp tarihi, şehit mektupları, Sakarya Meydan Muharebesi




