Milli Mücadele’nin “Halide Onbaşısı”: Kürsüden Cepheye Bir Kahramanlık Destanı
Kurtuluş Savaşı’nın sembol isimlerinden, Türk edebiyatının güçlü kalemi ve Anadolu Ajansı’nın isim annesi Halide Edip Adıvar, gerek Sultanahmet Meydanı’nda yüz binlere hitap eden o gür sesiyle, gerekse cephede “Halide Onbaşı” olarak verdiği mücadeleyle tarihimize adını altın harflerle yazdırdı. İstanbul’un işgalinden Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan bu meşakkatli yolda, kalemini kılıç gibi kullanan, vatan savunmasında en ön safta yer alan Halide Edip’in hayatı, aynı zamanda bir milletin yeniden doğuş hikayesidir.
Türk milletinin var olma savaşının en kritik virajlarında, hem bir aydın, hem bir gazeteci hem de bir asker olarak sahneye çıkan Halide Edip Adıvar, sadece yazdığı romanlarla değil, bizzat yaşadığı hayatla da Kurtuluş Savaşı tarihinin en önemli tanıklarından ve aktörlerinden biri oldu. İzmir’in işgaline karşı İstanbul meydanlarında yaktığı direniş ateşi, Ankara’nın bozkırlarında bir devletin kuruluş harcına dönüştü.
İstanbul’un “Halide”si ve Meydanların Sesi
Milli Mücadele öncesinde de tanınan bir yazar olan Halide Edip’in halk nezdinde gerçek bir kahramana dönüşmesi, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgaliyle başladı. İşgal haberinin İstanbul’a ulaşmasının hemen ardından Türk Ocağı’ndan gelen bir telefon, onun hayatını ve tarihin akışını değiştirecek olaylar silsilesini başlattı. İşgali protesto etmek amacıyla düzenlenen mitinglerin en etkili hatibi o olacaktı.
İlk olarak 19 Mayıs 1919’da, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ayak bastığı o tarihi günde, Halide Edip Fatih’te düzenlenen mitingde kürsüye çıktı. İlk kez bir kadın, açık alanda böylesine büyük bir kalabalığa hitap ediyordu. Ancak asıl büyük yankı, 23 Mayıs’ta Sultanahmet Meydanı’nda gerçekleşen tarihi mitingde yaşandı.
Camilerin kubbelerinden damlara, meydanın her karesine kadar insan seliyle dolan Sultanahmet’te yaklaşık 200 bin kişiye seslendi. O gün siyahlar içindeki Halide Edip, sadece bir konuşmacı değil, işgal altındaki bir milletin çığlığıydı. “Ey kardeşler, hemşireler! Gözlerimizin önünde evlatlarımızın kanlarıyla sulanan yurdumuzun işgaline susacak mıyız?” haykırışıyla kitlelere yemin ettirdi. O andan itibaren o, tüm İstanbul’un “Halide”si, Türk gençliğinin ve halkın manevi liderlerinden biri haline geldi.
İdam Kararı ve Anadolu’ya Zorlu Yolculuk
İstanbul’un 16 Mart 1920’de resmen işgal edilmesiyle birlikte İngilizlerin hakkında idam emri çıkardığı ilk isimler arasında Halide Edip ve eşi Doktor Adnan Adıvar da vardı. Artık İstanbul’da kalmak imkânsızdı. Milli Mücadele’ye katılmak ve vatan savunmasına omuz vermek üzere Anadolu’ya geçme kararı aldılar.
Bu zorlu ve tehlikeli yolculuk, aynı zamanda Türkiye’nin sesini dünyaya duyuracak olan Anadolu Ajansı’nın (AA) fikir tohumlarının atıldığı süreç oldu. Yolculuk sırasında Yunus Nadi ile konuşan Halide Edip, Ankara’nın ve Milli Mücadele’nin haklı davasının dünyaya doğru bir şekilde anlatılması gerektiğini savundu. Ajansın kurulma fikri ve “Anadolu Ajansı” ismi bizzat Halide Edip tarafından ortaya atıldı. Ankara’ya ulaştıklarında Mustafa Kemal Paşa tarafından büyük bir saygıyla karşılandılar. O, artık sadece bir yazar değil, Ankara hükümetinin dünyadaki sesiydi.
Cephede Bir Kadın: “Halide Onbaşı”
Halide Edip, Kurtuluş Savaşı boyunca sadece masa başında değil, bizzat cephede de görev aldı. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gelin hanımefendi, harp ediyoruz” diyerek sipere davet ettiği Halide Edip, Sakarya Meydan Muharebesi’nde en ön saflarda yer aldı. Ordu bünyesinde “Onbaşı” rütbesiyle görevlendirilen Adıvar, birliklerin insan, cephane ve silah kaynaklarıyla ilgili raporlar hazırladı, savaşın gidişatını not etti ve yaşanan mezalimi dünya kamuoyuna duyuran bir savaş gazetecisi olarak çalıştı.
Cephe cephe gezerek savaş notları tutan Halide Edip, bu süreçte şahit olduğu olayları daha sonra “Ateşten Gömlek” ve “Türk’ün Ateşle İmtihanı” gibi ölümsüz eserlerinde işleyerek, o günlerin atmosferini gelecek nesillere aktardı.
Savaş Sonrası ve Cumhuriyet Yılları
Cumhuriyetin ilanı ve zaferin kazanılmasının ardından Halide Edip, yeni kurulan devletin siyasi atmosferinde, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası dönemi ve sonrasında yaşanan fikir ayrılıkları nedeniyle bir süre yurt dışında yaşadı. Özellikle mandacılık konusunda o dönem Mustafa Kemal ile ters düşse de, yıllar sonra Atatürk’ün vizyonunun haklılığını teslim edecekti.
1939’da Türkiye’ye dönen Halide Edip, 1940 yılında İstanbul Üniversitesi’nde İngiliz Filolojisi kürsüsünü kurdu ve bu bölümün başına getirildi. Hayatını kaybettiği 1964 yılına kadar üniversiteyle bağını hiç koparmadı. Bugün İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde korunan odası, çalışma masası, kitapları ve kişisel eşyalarıyla onun hatırasını yaşatmaya devam ediyor.
Torununun Gözünden Halide Edip: “Hokka”
Halide Edip Adıvar, sadece tarihi bir figür değil, aynı zamanda disiplinli bir babaanneydi. Torunu Ömer Sayar, onunla geçirdiği 13 yılı anlatırken, babaannesinin titizliğine ve geleneklerine bağlılığına dikkat çekiyor. Sayar’ın anlattığına göre Halide Edip, yeni çıkan dolma kalemleri kullanmayı reddeder, tüm romanlarını ve yazılarını geleneksel mürekkep hokkası ve yazı kalemiyle yazardı. Hatta torunu Galatasaray Lisesi’ne kaydettirirken müdürün “Çocuğa dolma kalem lazım” uyarısına rağmen, “Ben hokka ile yazıyorum, o da onla yazar” diyerek karşı çıkmış, bu durum torununun okulda “Hokka” lakabını almasına neden olmuştu.
Ömrünün son gününe kadar elinden kalemini düşürmeyen, saçları yapılmadan yatak odasından dahi çıkmayan, şıklığı ve duruşuyla daima örnek bir İstanbul hanımefendisi olan Halide Edip Adıvar, 80 yaşında hayata veda ettiğinde ardında özgür bir vatan ve onlarca eser bıraktı.
O, Türk kadınının gücünü, aydının sorumluluğunu ve vatan sevgisinin ne demek olduğunu tüm dünyaya kanıtlamış, Milli Mücadele’nin hem annesi hem de neferi olarak tarihe geçmiştir.
Halide Edip Adıvar, Kurtuluş Savaşı, Milli Mücadele, Sultanahmet Mitingi, Anadolu Ajansı, Halide Onbaşı, Türk Edebiyatı, Kadın Hakları, Mustafa Kemal Atatürk, İzmir’in İşgali, Ateşten Gömlek, Sakarya Meydan Muharebesi, Savaş Gazetecisi




